Şimdi'nin bedeni yok,
Yontuyor geçmiş bilgisiyle
gelecek belki olur diye taşı,
taşı kokluyor
yontu dağılıyor...
Şimdi'si yitik
bundan boyuyor
boyuyor evine aldığı
ağacın üzerine tüneyip
duvarını, tavanını, geçmişi
ve geleceği ve her yanını;
dal kırılıyor...
Şimdi'si yitik
diziyor diziyor notalarını,
göğe ışık üzerine boncuklarını,
ucuza getiriyor varlığını
sonsuzun sessizliğiyle
sonlunun gürültüsü arasında,
O bitirince kıyısında gezindiği
yol çöküyor...
Şimdi'si yitik
bundan yazıyor
yazıyor enine boyuna
içini ve dışını ve yeri
ve göğü ve suyu,
bindiği kadırga
o inince batıyor
Nilgün Marmara
Gökkuşağından Darağacı
Ağustos, 87
17 Eylül 2012 Pazartesi
11 Eylül 2012 Salı
10 Eylül 2012 Pazartesi
özgüven
It doesn’t matter for us,for me
Big games easy than other games, unfortunately
Everytimes we have the control the games
Under the control the games
During the games
We have the some possibility
Some big chances some big occasion something like that
But what can I do…. Sometimes
And it is the football that is the football
Something happened
Everything is something happened
But anyway now is in the tabela
We have to seen the ….
Now its second position
And one point more
I don’t want to see the back
I want to see the front
2 Eylül 2012 Pazar
ülke
Dışarda savaş bitti. Taraflar buhar oldu. Şimdi yeni bir ülke kuruluyor içerde. Duygular durağından birkaç adım ötede. Çatısız, duvarsız, soğuk ve sıcak. Tüm o darmadağın, teşhis edilemez parçalar ılıyor kazanında. Kırıklar eriyor, kaynıyor ve üşüyor, ısısını arıyor. Yaşatacak ısıyı. Güneşi ve ayı sevmek zamanı geçiyor. Eriyik kendine ışıyor. Uyuşuk, kımıltılı bir araf başlıyor. Henüz hiçliğin sırtındaki, varoluş diyarında. Kusurlu, zayıf tekrarlara kucak açılıyor. Kucak dolusu hüzünle sevinç, olasılık ve imkansızlık dolduruyor bedenin boşluğunu. Saçlar gittiğinde kafa kalıyor, kafa düştüğünde kalp atıyor, kalp büzüldüğünde parmaklar yazıyor. İyiliğin kötülüğe el verdiği, varlık içinde yokluğun öyküsü yaratılıyor. Kocamanlığı gizli birkaç cümle. Harflerin içi içine sığmıyor. Her biri birer gizli örgüt, mekan içinde mekan örüyorlar. Dışarda görüntü bitti. Sesler yalnızca yazıda yaşıyor. Kelimelerin dar koridorlarında, şarkılar döne döne dans ediyor. Ne çok ‘şey’ var bu dünyada. Tanışmıyor, görünmüyor, bilmiyorlar. Olsun. Haydi dansa! Bulanıklığın şöleninde, berraklığın arifesinde.
21 Ağustos 2012 Salı
yazgı
Kadınlar? Bir alt ırk; siyahlar gibi, fakirler gibi, deliler gibi. Çocuklar gibi özgürlük yetisinden yoksun. Ağlamaya ve bağırmaya yazgılı, hemcinsleri hakkında kötü konuşmaya, her gün saçlarını ve fikirlerini değiştirmeye. Yatakta ve mutfakta nadiren zevk verirler, onun dışında daima can sıkarlar.
...
Eduardo Galeano - Yürüyen Kelimeler
...
Eduardo Galeano - Yürüyen Kelimeler
kuş
Bir Bacağını Kaybeden Kuşun Hikayesi
Artık yavruları yumurtalarını kırmış, başlarını yuvadan uzatarak çığlıklar atıyorlardı. Tenquita onlara yiyecek bulmak için uçtu. Colchagua'da kıştı ve kar bir ayağını dondurdu. Kuş itiraz etti:
-Neden beni topal bıraktın?
Kar:
-Çünkü güneş beni eritiyor.
Tenquita güneşe yakındı. Güneş:
-Çünkü bulut önümü kapıyor.
Bulut:
-Çünkü rüzgar beni sürüklüyor.
Rüzgar:
-Çünkü duvar önümü kesiyor.
Duvar:
-Çünkü fare beni deliyor.
Fare:
-Çünkü kedi beni yiyor.
Kedi:
-Çünkü köpek beni kovalıyor.
Köpek:
-Çünkü sopa beni dövüyor.
Sopa:
-Çünkü ateş beni yakıyor.
Ateş:
-Çünkü su beni söndürüyor.
Su:
-Çünkü inek beni içiyor.
İnek:
-Çünkü bıçak beni kesiyor.
Bıçak:
-Çünkü insan beni biliyor.
İnsan:
-Çünkü Tanrı beni yarattı.
Tenquita düşe kalka ilerlerken, Tanrı'yı bulmak için söyledi şarkısını. Ve Tanrı onu dinledi, o zaman Tenquita Tanrı'ya, bacağını donduran, karı eriten, güneşin önünü kapatan, bulutu sürükleyen, rüzgarın önünü kesen, duvarı delen, fareyi yiyen, kediyi kovalayan, köpeği döven, sopayı yakan, ateşi söndüren, suyu içen, ineği kesen, bıçağı bileyen, insanı neden yarattığını sordu:
-Amaan Tenquita, dedi Tanrı, beni yaratsın diye insanı yaratmak zorundaydım.
Eduardo Galeano - Yürüyen Kelimeler
Artık yavruları yumurtalarını kırmış, başlarını yuvadan uzatarak çığlıklar atıyorlardı. Tenquita onlara yiyecek bulmak için uçtu. Colchagua'da kıştı ve kar bir ayağını dondurdu. Kuş itiraz etti:
-Neden beni topal bıraktın?
Kar:
-Çünkü güneş beni eritiyor.
Tenquita güneşe yakındı. Güneş:
-Çünkü bulut önümü kapıyor.
Bulut:
-Çünkü rüzgar beni sürüklüyor.
Rüzgar:
-Çünkü duvar önümü kesiyor.
Duvar:
-Çünkü fare beni deliyor.
Fare:
-Çünkü kedi beni yiyor.
Kedi:
-Çünkü köpek beni kovalıyor.
Köpek:
-Çünkü sopa beni dövüyor.
Sopa:
-Çünkü ateş beni yakıyor.
Ateş:
-Çünkü su beni söndürüyor.
Su:
-Çünkü inek beni içiyor.
İnek:
-Çünkü bıçak beni kesiyor.
Bıçak:
-Çünkü insan beni biliyor.
İnsan:
-Çünkü Tanrı beni yarattı.
Tenquita düşe kalka ilerlerken, Tanrı'yı bulmak için söyledi şarkısını. Ve Tanrı onu dinledi, o zaman Tenquita Tanrı'ya, bacağını donduran, karı eriten, güneşin önünü kapatan, bulutu sürükleyen, rüzgarın önünü kesen, duvarı delen, fareyi yiyen, kediyi kovalayan, köpeği döven, sopayı yakan, ateşi söndüren, suyu içen, ineği kesen, bıçağı bileyen, insanı neden yarattığını sordu:
-Amaan Tenquita, dedi Tanrı, beni yaratsın diye insanı yaratmak zorundaydım.
Eduardo Galeano - Yürüyen Kelimeler
29 Haziran 2012 Cuma
hélène cixous
"Writing is the delicate, difficult, and dangerous means of succeeding in avowing the unavowable.”
“Make can mean make. make. make and truth can be heard truly as truth. truth. truth...”
“Let us not speak ill of evil it's too easy. And let us follow the wise advice of Jacques Derrida in Circumfession and take an interest in the experience of evil.”
“I give myself a poet's right, otherwise I would not dare to speak.”
“I would say that I am so afraid of being afraid that I am not afraid. Now clearly, if I wanted to stay in the domain of austerity and humility, I would say that, like all human beings, I fear seeing the people I love die.”
“Censor the body and you censor breath and speech at the same time. Write yourself. Your body must be heard.”
...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



