12 Nisan 2012 Perşembe

yolculuk

Gündelik yabancılığımıza (ben ve olricim) yaban elde mânâ kazandırmak üzere, uçuşa geri sayım: 3...

özgür konuşma

Parrhesia: özgür konuşma.
“Etimolojik olarak, parrhesiazesthai ‘her şeyi söylemek’ anlamına gelir. Parrhesia kullanan kişi, yani parrhesiastes, aklındaki her şeyi söyleyen kişidir. Hiçbir şeyi saklamaz, kalbini ve zihnini konuşma yoluyla başkalarına açar... Örneğin Yunanlar açısından bakarsak, bir gramer öğretmeni ders verdiği öğrencilerine hakikati söyleyebilir ve bunu yaparken de öğrettiklerinin doğru olduğu konusunda şüphe duymaz. Ancak inanç ile hakikat arasındaki bu örtüşmeye rağmen bir parrhesiastes değildir o. Öte yandan bir filozof bir hükümdara, bir tirana hitap etse ve ona tiranlığın rahatsız edici ve nahoş olduğunu, zira tiranlığın adaletle bağdaşmadığını söylerse, filozof hakikati söylemiş olur, hakikati söylediğine inanır, buna ilaveten bir de risk alır (çünkü tiran ona karşı öfkelenebilir, onu cezalandırabilir, onu sürgüne gönderebilir, onu öldürebilir)… …Örneğin bir arkadaşının yanlış bir iş yaptığını görür ve ona hata yaptığını söyleyerek öfkesini uyandırma riskini göze alırsan, bir parrhesiastes gibi davranmış olursun. Böyle bir durumda hayatını riske atmış olmazsın; ancak uyarılarınla onu kırabilirsin ve dostluğunuz bundan dolayı zarar görebilir… … O halde parrhesia cesaretle ilintilidir ve belli bir tehlikeye rağmen hakikati söyleme cesaretine sahip olunmasını talep eder.”

M. Foucault, Doğruyu Söylemek.

21 Şubat 2012 Salı

Schadenfreude

Schaden(acı)- Freude (zevk)
Başkasının acısından zevk almak
Kurbanı suçlamak

“Bilimsel” veriler:

Düşük özsaygısı olanlarda, erkeklerde daha çok görülüyor.
Haset ile doğru orantılı.
Yüksek haset hissedenler, haset edilenin yaşadığı talihsizliği öğrendiklerinde, beyinlerinin ‘ödül merkezi’nin etkinleştiği görülmüş. Bu sırada ortaya çıkan acızevki sinyallerinin şiddeti, öncesinde hissedilen haset sinyallerinden daha yüksek düzeye ulaşabiliyormuş.
Bir başka araştırmanın sonuçları da rekabet ve haset durumunda yükselen oksitosin hormonunun acızevkinin ortaya çıkışında etkili olabileceğini gösteriyor.

1 Şubat 2012 Çarşamba

haydarpaşa

Geçmişten bugüne uzanan raylar... değil. Kişisel değil. Tarih değil. Varmış... Var mı?... Var! Aa, nasıllar? derken daha yok olmalar, yok, var, yokoyuklu şehirde bir tür varoluşlar. Varoluyoklar.

17 Ocak 2012 Salı

kelebek



"Niye siz erkekler her şeyi bilmek, anlamak istiyorsunuz? Her şeyi anlamaya çalışıp, anlamayınca da gizeme sığınıyorsunuz. Kadınları anlayamadığınızı söyleyip gizemli olmamıza bağlıyorsunuz durumu. Aslında gizem yok ortada, biz de sizin gibiyiz. Kelebek değiliz, kitap değiliz... Kelebek değiliz!"


2 Aralık 2011 Cuma

sevgim

mutsuzluktan söz etmek istiyorum
dikey ve yatay mutsuzluktan
mükemmel mutsuzluğundan insansoyunun
sevgim acıyor

biz giz dolu bir şey yaşadık
onlar da orada yaşadılar
bir dağın çarpıklığını
bir sevinç sanarak

en başta mutsuzluk elbet
kasaba meyhanesi gibi
kahkahası gün ışığına vurup ta
ötede beride yansımayan
yani birinin solgun bir gülden kaptığı frengi
öbürünün bir kadından aldığı verem
bütün işhanlarının tarihçesi
bütün söz vermelerin tarihçesi
sevgim acıyor

yazık sevgime diyor birisi
güzel gözlü bir çocuğun bile
o kadar korunmuş bir yazı yoktu
ne denmelidir bilemiyorum
sevgim acıyor
gemiler gene gelip gidiyor
dağlar kararıp aydınlanacaklar
ve o kadar

tavrım bir şeyi bulup coşmaktır
sonbahar geldi hüzün
kış geldi kara hüzün
ey en akıllı kişisi dünyanın
bazen yaz ortasında gündüzün
sevgim acıyor
kimi sevsem
kim beni sevse

eylül toparlandı gitti işte
ekim falan da gider bu gidişle
tarihe gömülen koca koca atlar
tarihe gömülür o kadar

Turgut Uyar - Acıyor

1 Aralık 2011 Perşembe

yenil/(me)mek


72 yaşındaki Zora Raeburn, ömrünün 30 yılını romanlar yazıp yayıncılara postalayarak geçirdi. Tek bir kabul bile alamadı ama asla umutsuzluğa düşmedi. Londra’da Britanya Müzesi'nin yakınlarında, iki odasını başkalarına kiralayarak yaşadığı kiralık dairesinde yayıncılara, kütüphanelere, film stüdyolarına ve radyo yapımcılarına sayısız mektup yazdı. Londra sokaklarında çellosuyla dilencilik yaptı. Yaşlılık sigortası geçimine yetmeyince steno daktilo yazıcısı olarak işe girdi ve kitaplarından birini kendisi yayınladı.

Fotoğraf: Zora red mektuplarından hazırlanmış kolajın önünde.
Ken Russell'ın "Zora the Unvanquished" serisinden