20 Nisan 2011 Çarşamba

dikiz

Çamlıca’da trafikteki araçların parıltılı nizamını bozan dökük bir kamyonet homurtulara aldırmadan kum taşıyor. İçerde şoförün karısı, boş durmuyor, parmakları birbirine dolaşarak örgü örüyor. Otobüsün camından kamyonetin dikiz aynasına, aynadan parmaklara, parmaklardan kadına, kadından "şoförün örgücü karısının hayatı"na dalarken, otobüs duruyor, hikaye önden kaçıyor, iniyorum.

acele

“Beşiktaş vapuru hareket etmiştir. Lütfen, acele etmeyiniz... Beşiktaş vapuru hareket etmiştir. Lütfen, acele etmeyiniz.”

Vapur iskelesinden Kadıköy sahiline yayılan bir anons. Acele etmememiz için ısrarla rica eden bir kadın. Vapura değil eve doğru acele ederken, cümleleri tek tek duyan, önce ne demek istiyor, sonra acaba bana mı diyor, sonra da neden bunu düşünüyorum, en son neden böyle düşünüyorum diye sorar sorarken, eve vardığımı fark eden ben. Vapuru geçeyim derken, daha ne pişireceğimi bilmeden, manava bile uğramadan daha, ev bana geldi ve karnım aç. Alelacele...

14 Nisan 2011 Perşembe

kanaat

TDK'yle aydınlanma sürüyor.

Kanaat:

  1. Elindekinden hoşnut olma durumu, kanıklık, yeter bulma, yetinme, fazlasını istememe, doyum.
  2. Kanma, inanma.
  3. Kanış, kanı, inanç, düşünce.

Kelimeler, kelimeler. Nereden nerelere geliyorlar veya gidiyorlar? Elindekiyle yetinesin ki fazlasını vaat edip kandırmasınlar seni. Bir şeye inan, kan ki düşünüp düşünüp perişan olmayasın artık. Kanaat et yani inan bana, kan bana, hep beni düşün, düşüncemle yetin, doy benimle.

Bir kanaat nasıl edinilir? Belki yeterince düşünmek gerekiyor ki inanabilesin. Ya da düşünmeye ihtiyaç duymayacak kadar doymuş olmalısın. Böylece düşüncen inancın olur ya da inancın düşüncen.

Bir kanaat bir başka kanaati nasıl kandırır? Düşüncenin kanaat ettiği inanç mı, inancın kanaat ettiği düşünce mi yener? Neyle doyarız?

9 Nisan 2011 Cumartesi

vuruş


i was five and you were six
we rode on horses made of sticks
i wore black, you wore white
you would always win the fight

bang bang, you shot me down
bang bang, i hit the ground
bang bang, that awful sound
bang bang, my baby shot me down

seasons came and changed the time
i grew up, i called you mine
you would always laugh and say
remember when we used to play

bang bang, you shot me down
bang bang, i hit the ground
bang bang, that awful sound
bang bang, my baby shot me down

music played and people sang
just for me the church bells rang
after echoes from a gun
we both vowed that we'd be one
now you're gone i don't know why
sometimes i cry
you didn't say goodbye
you didn't take the time to lie

bang bang, you shot me down
bang bang, i hit the ground
bang bang, that awful sound
bang bang, my baby shot me down.

30 Mart 2011 Çarşamba

retrospektif


renksiz hayaller dolu dökülen gözyaşlarım
ezikliği kalbimde, yaşanmış tüm aşkların
tüm acı anıları bana bırakıp gitme
beni bana ver artık, peşinden sürükleme

duymak istiyorum, duymak istiyorum
kalbimde ruhunu duymak istiyorum
görmek istiyorum, görmek istiyorum
gözümde gözünü görmek istiyorum

incitme kalbimi, bırakıp gitme
sana kendimi verdim, beni yok etme
ne olur suskun durma, bir şeyler söyle
karanlığın içinde kaybolma öyle

duyabilsem kalbini, okuyabilsem seni
sessiz feryatlarını, acı ağıtlarını
tüm haykırışlarını hissetmek istiyorum
sana yaklaşıp sende ölmek istiyorum

duymak istiyorum, duymak istiyorum
kalbimde ruhunu duymak istiyorum
görmek istiyorum, görmek istiyorum
gözümde gözünü görmek istiyorum

incitme kalbimi, bırakıp gitme
sana kendimi verdim, beni yok etme
ne olur suskun durma, bir şeyler söyle
karanlığın içinde kaybolma öyle

Cemali - Duymak İstiyorum

27 Mart 2011 Pazar

moondog


Machines were mice and men were lions once upon a time. But now that it's the opposite, it's twice upon a time.

Moondog - Stamping Ground

1 Mart 2011 Salı